
TAMAM MI, DEVAM MI?
İstifa dilekçesinin satırlarını yutkunarak yazdı…
Bu son değildi, biliyordu ama yine de zorlanıyordu. Soğuk koridorda yürürken koskoca 15 yılın emeğini düşünüyordu. Her bir köşesinde emeği vardı. Sanki o emekleri çöpe atılmış, hiç görülmemiş gibi hissediyordu. İlk defa o koridorlar ona bu kadar ruhsuz ve renksiz geliyordu.
Muhsin, Vakıfta başkan yardımcısı olarak görev yapıyor, her işe o koşuyordu. Vakfın bütün işleri onun elinden geçtiği için tüm çalışanlar onu tanıyordu. Şimdi ise Vakıf ona çok yabancı gelmişti. Zorlanarak attığı adımları bitmiş Başkanın kapısının önünde duruvermişti. Derin bir nefes aldı ve kapıyı çalıp, içeri girdi. Elindeki istifa dilekçesini masaya bıraktı ve sessizce vedalaşıp odadan çıktı.
Aslında bu sessizlik çok şey anlatıyordu. Muhsin, insanların ihtiyaçlarını gözlemlemeyi küçük yaşlarda deneyimleyerek öğrenmişti. Vakıfta da saha çalışmalarına da o yaşlarda başlamıştı.
Ev görmeleri, hasta ziyaretleri ve Vakfın kermes günlerindeki işlerini yaparken büyümüş, becerikli biri olmuştu. Zamanla sorumlulukları da artmıştı. İnsanlarla olan ilişkisi iyi olduğundan Vâkıfa Başkan Yardımcısı olarak atanmıştı.
Muhsin, Vakfı öyle sahiplenmişti ki kendi işleriyle birlikte bazen Başkanın da işleriyle ilgileniyordu. Ona göre “yapılması gereken bir iş varsa hemen yapmak“ gerekiyordu. İlk başlarda severek gönüllü yaptığı işler şimdi üzerine yapışıp kalmıştı. Artık iş yükü artmış, yaptığı işten keyif almamaya başlamıştı.
Muhsin’e, başlarda saygı gösterip, teşekkür ediyorlardı. Zamanla teşekkürler azalıp, iş mecburi bir görev haline gelmeye başlamıştı. Başkan, Muhsinle gitmesi gereken yerlere herhangi birini yanına alıp, giderken, saha işlerini de Muhsin’e bırakırdı.
Böylece Vâkıfın Başkanlık seçimleri yaklaşmış, beklenen seçim günü gelmişti. Muhsin, Başkanlık seçimlerine girmeye hak kazanmıştı ama ondan bir alt kademedeki işlere destek vermesi istenilmişti.
Muhsin;
“Anlayamıyorum, o kadar emeğim var. Bu vakıf için, başkan için çok şeyler yaptım. Şimdi neden görmezden geliniyorum? Bir hata mı yaptım, yoksa bir şeyleri eksik mi yaptım?” diye düşünüyordu.
Ne umuyordu ne buldu
Derin bir nefes aldı. Ağzını bıçak açmıyordu. Eve doğru yola koyuldu. Eve geldiğinde hiç bir şey yapmadan kıyafetleriyle yatağının üzerine uzandı.

Düşünmeye devam etti. Niye böyle olmuştu? Terfi olarak bir üst makamı beklerken bir alt makama çekilmişti. Birileri onun Başkanlık makamına gelmesini istemiyordu.
Peki, ama neden?
Gece boyu çok düşündü. Vakıfta herkes Muhsin’i sever ve saygı gösterirlerdi. Muhsin de onlar için çok şeyler yapmıştı. İhtiyaçları karşılar, onların kalplerine hitap ederdi.
Sabahın ilk ışıklarıyla odasına yansıyan güneş uykusuz kalan gözlerini kamaştırmıştı. Artık yataktan kalkıp, bir karar vermesi gerekiyordu.
Devam mı edecekti yoksa duracak mıydı?
“En kötü karar, kararsız kalmaktan iyidir” diye düşünüyordu.
Geçmişte çok şey yapmıştı. Hepsi de kendi isteğiyle, yardım etme niyetiyle de olsa iyi niyet bazen iyi sonuçlar oluşturmuyordu. Yardım istenilmedikçe, çok zorda kalınmadıkça yardımda bulunmayacaktı.
Başkalarının sorumluluğunda olan işleri sık sık kendi yaptığında hem kendine kötülük etmiş, hem de karşı tarafı kötü hale getirmişti. Evini ve ailesini de ihmal ettiği zamanlar çok olmuştu. Bunu çok iyi anlamıştı.
Muhsin, kendine ait olmayan sorumluluğu üstlenmemeliydi. Belki de görev değişikliği onun durması için verilmişti.
Suç kimsenin değildi, suçlu da aramıyordu. Çünkü Muhsin’in bildiği ve öğrendiği buydu. Bir görev varsa senin benim demeden yapılması gerekiyordu.
Sonuçta önemli olan insanların ihtiyaçlarını karşılamak değil miydi?
İhtiyaç gidermek güzel şey ama insanların sorumluluklarını üstlenmek doğru değildi. Bunu acı bir tecrübe ile öğrenmişti.
Her sorumluluk insana bir beceri kazandırıyordu.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
