
Yıkılan Denge
Okan henüz daha 21 yaşındaydı. Hayatın neşeli coşkulu rüzgarıyla savrulurken kaderinin en büyük dönemeci olduğunu bilmiyordu. Sosyal medyanın o sihirli penceresinden süzülen renklere kapılmıştı. Yurt dışında yaşayan Ela'nın fotoğraflarındaki zarif yüz hatları, sesindeki o gizemli tını... Bunlar Okan’ın henüz hayatı tanımayan zihninde kusursuz bir masal yaratmıştı. Bir yıldır gizli gizli konuşuyorlardı. Birbirlerinin sadece en aydınlık ve en gülümseyen yüzünü biliyorlardı.
Oysa insan bu hayatta ne ister? Yola birlikte çıktığı insanla aynı yöne doğru hareket etmek ister. Güvenle yaslayabileceği sakin bir liman arar. İnsan bu uğurda var gücüyle çabalarken bazen en sarp kayalara çarpar. Çünkü canı yandığında ilk baktığı yer hep sonuçlar olur. Oysa asıl mesele ilişkideki kökteki o sessiz sebebi fark etmekti. Sadece görünen manzarayla bir ömür kurulabilir miydi?
Ela ile yüz yüze bir fincan kahve içmemişlerdi. Ela'nın sıradan bir yorgunlukta yüzünün nasıl gölgelendiğini görmüştü. Yaşanan olaylara nasıl tepkiler verdiğini de bilmiyordu.
Okan bir gün annesinin karşısına oturduğunda, bakışlarında pırıl pırıl bir inanç vardı:
— Ben evlenmeye karar verdim anne...
Annesi derin bir düşünceye daldı. "Emin misin oğlum?" dedi. Delikanlının hangi rüzgarla yola çıktığını çok iyi biliyordu. Okan ise anne babasının evlilikte dengeyi sağlayamadığına şahit oluyordu. Annesi tüm ihtimalleri ve çıkabilecek problemleri anlattı. Evliliğin göründüğü gibi olmadığını ve denizlerin içindeki karanlıkları sakince anlattı. Okan’ın yüreği o an başka bir melodiye kilitlenmişti. Aslında niyeti gerçekten çok temizdi. Anne babasının hayatındaki o dengesizliğinin aksine huzurlu bir yuva kurmak istiyordu. Fakat yola çıkarken o asıl soruları sormayı unutmuştu: "Ela'nın günlük fırtınalara verdiği tepkileri gerçekten biliyor muydu? Bu karar, içindeki o büyük boşluktan bir kaçış mıydı? Aşk, tek başına bu temelsiz binayı ayakta tutmaya yetebilir miydi?"
Yurt dışından gelen Ela için özenle bir yuva kuruldu. Nikah kıyıldı ve dillere destan güzel bir düğün yapıldı. İlk aylar adeta rüya gibi geçti; ikisinin de ayakları yerden kesilmişti. Hayat kendi dengesini her zaman arardı. İlişkinin o tatlı lezzeti, aynı yöne bakan iki insan yan yana yürürken çoğalırdı. İnsanlar birbirinin yüzüne baktığından kusurlarını görmeye başlar. Gözünün üzerinde kaşın var demeye başlar. Güncel hayatta en küçük detaylar bile göze batmaya başlar.
Üç bay geçmeden o ilk günkü coşku yavaş yavaş kabuk değiştirdi. Ela sık sık doğduğu topraklara yani ailesinin yanına uçuyordu. Ela döndüğünde bu topraklara ayak uydurmakta zorlanıyordu. Okan ise işi gereği Türkiye'de kalmak mecburiyetindeydi. Aradaki mesafeler zamanla gönüllere de sızdı. Gözden uzak olan gönülden de uzak olurdu. Ela Okan'ı ailesinden kıskanıyor, onun annesiyle kardeşinin yanına gitmesini istemiyordu. Okan her şeyin konuşularak uzun uzun anlatılarak çözüleceğine inanıyordu; oysa bazı problemler kelimelerle değil, sadece dengeli bir sessizlikle iyileşebilirdi.
Okan Elaya çok düşkündü, bir dediğini iki etmiyordu. Ela' ise gün geçtikçe uzaklaşıyor ve Okan'ı cezalandırmak istiyordu. Okan annesine yalanlar söylemeye başladı. Haftada bir akşam yemeğine bile gelmiyordu. "Ben arkadaşlarımla yedim!" diyordu.
Okan e, evliliğindeki sarsıntıyı sözde dengelemek adına adım adım ailesinden uzaklaşmıştı. Artık annesini babasını haftada bir, saatlik izinlerle, sanki gizli bir şey yapıyormuş gibi diken üstünde ziyaret edebiliyordu. Evlilik eşlerin birbirinin hayatını kısıtlaması değil, birbirlerine özgürlük alanı açmaktı. Gökyüzünü seviyorsan, onun ta içindeki o hırçın denizi de kabul etmek gerekirdi. Gülleri seviyorsan kışın ayazını karını sükûnetle beklemen gerekirdi.
Asıl mesele özenle kurduğun yuvayı harabeye döndüren problemleri fark etmekti.
Arada derede kalmadan, birini diğerine tercih etmeden…
Peki nasıl?
İşin en başında riskleri analiz ederek…
Aynı amaca hizmet edecek miyiz?
Evlilik hakikatte nedir?
Aynı yöne bakabiliyor muyuz?
Karşı tarafın günlük krizlere, strese ve sıradan olaylara verdiği tepkileri gerçekten biliyor muyum?
Bu evlilik kararını kendi içimdeki eksikliklerden veya ailemin problemlerinden kaçmak için yapıyorum?
Ortak değerlerimiz var mı?
Evlilikteki niyetimiz, irademiz ve hayattaki beklentilerimiz birbiriyle örtüşüyor mu?
Farklı alışkanlıklardan, yaşlardan ve kültürlerden gelen ortak bir hedef kurabilecek miyiz?
Konuşmalardaki istekleri detaylıca irdelediğimizde gelecekte çıkacak problemleri de öngörebiliriz. Çünkü her istek bir problem olarak karşımıza çıkabilir.
Aşk ve heyecan geçtikten sonra geriye kalan sorumlulukları taşıma gücüne sahip miyiz?
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
