Günün ilk ışıkları ahşap masanın üzerine usulca süzülüyordu. Perdeden sızan ışık odayı yavaşça dolduruyordu. Gamze, alarmın tiz ve inatçı sesiyle irkilerek uyandı. Bu ses sabahın dinginliğini sonlandırmıştı. Yatağın sıcaklığını hâlâ hissediyordu. Battaniyenin altında kalma isteği içini sarıyordu. Derin bir nefes aldı ama göğsündeki sıkışma geçmedi. İşe gitme düşüncesi zihninde ağır ağır büyüyordu. Oysa işini çok seviyordu ama son zamanlarda yaşananlar içini kemiren bir huzursuzluğa bırakmıştı. Ekipteki herkesin suskunluğu bu duyguyu daha da derinleştiriyordu. Söylenmeyenler içinde birikiyor gibiydi. Bu görünmez yük, Gamze’nin omuzlarına giderek daha fazla çöküyordu. O sabah bu ağırlık her zamankinden daha belirgindi. Sanki gün başlamadan onu yormaya kararlıydı.
Gamze, servise yeni başladığı zamanlarda da ortamı dikkatlice gözlemlerdi. İlk günlerden itibaren işleyişin alıştığından farklı olduğunu fark etti. Herkes görevini yapıyor gibi görünse de görünmeyen bir denge vardı. Bu dengenin merkezinde ise Pelin bulunuyordu. Kendisi bir destek elemanı olmasına rağmen birçok sürece aktif şekilde dahil oluyordu. Hastaların yerleşiminden iş dağılımına kadar birçok konuda söz sahibiydi. Üstelik bunu çoğu zaman kimseye danışmadan yapıyordu.
Pelin, işini gerçekten iyi biliyordu. Yılların verdiği deneyimle süreçleri hızlandırıyor, aksaklıkları önceden fark edebiliyordu. Doktorlarla kurduğu iletişim de oldukça güçlüydü. Bu durum ona görünmeyen bir yetki alanı sağlamıştı. Ancak bu yetki, zamanla sınırların ortadan kalkmasına neden oluyordu. Hemşirelerin sorumluluk alanına giren işlere müdahale ediyor, nasıl yapacağını söylüyordu. Niyeti işleri kolaylaştırmaktı ama ortaya çıkan sonuç farklıydı. Diğer çalışanlar kendi alanlarında hareket etmekte zorlanıyordu.

Problem Pelin miydi yoksa sınır mıydı?
Gamze, bu durumdan başından beri rahatsızdı. Mesleki sınırlarının ihlal edildiğini hissediyordu. Kendi görevine müdahale edilmesi ona doğru gelmiyordu. Ancak servisteki diğer hemşirelerin tavrı farklıydı. Çoğu kişi sessiz kalmayı tercih ediyordu. Daha önce itiraz edenlerin yaşadığı gerginlikler biliniyordu. Bu yüzden kimse benzer bir durumun içine girmek istemiyordu. Ortamın huzuru, bireysel rahatsızlıkların önüne geçmişti.
Gamze, bir süre bu durumu anlamaya çalıştı. Başlarda daha çok dışarıya odaklandı. “Neden kimse ses çıkarmıyor?” diye düşündü. Neden bu duruma izin verildiğini sorguladı. Zamanla bu soruların onu yorduğunu fark etti. Çünkü cevaplar kendisinin kontrolünde değildi. Başkalarının davranışlarını değiştirmeye çalışmak onu daha da sıkıştırıyordu.

Bir süre sonra odağını değiştirmeye başladı. Aynı soruları bu kez kendine yöneltti. Bu durum karşısında neden sessiz kaldığını düşünmeye başladı. Aslında ne söylemek istediğini biliyordu ama söyleyemiyordu. Bunun altında yatan nedenleri fark etmeye çalıştı. Destek beklediğini gördü. Diğer hemşirelerin de onun gibi tepki vermesini istiyordu. Ancak bu beklenti karşılanmadıkça daha fazla hayal kırıklığı yaşıyordu.
Peki asıl sorun neydi?
Bu noktada önemli bir şey fark etti. Beklentisini tamamen dışarıya yöneltmişti. Oysa dışarıdaki koşullar her zaman değişmeyebilirdi. İnsanlar kendi tercihleriyle hareket ediyordu. Bu gerçeği kabul etmek kolay değildi ama gerekliydi. Kendi sınırlarını belirlemek ve ifade etmek ise onun sorumluluğundaydı.
Bu farkındalıkla birlikte küçük adımlar atmaya başladı. Her durumda tepki vermek yerine doğru anı seçmeye çalıştı. İletişim kurarken daha sakin ve net olmaya odaklandı. Bir gün, yaptığı bir işe müdahale edildiğinde bunu açıkça ifade etti. Tepkisi ne sertti ne de çekingen. Sadece kendi sorumluluğunu sahiplendiğini gösterdi. Bu küçük değişim bile ortamın dinamiğini etkiledi.
Pelin tamamen değişmedi. Servisteki genel yapı da aynı kaldı ancak Gamze’nin yaklaşımı farklılaştı. Artık her durumu kişisel bir mücadele olarak görmüyordu. Kontrol edemeyeceği alanları kabullenmeyi öğrenmişti. Buna karşılık, kendi davranışları üzerinde daha fazla sorumluluk almaya başladı.
Gamze, önemli bir denge kurmuştu. Artık geminin yönü belliydi. Her zaman liderini ya da çalışma koşullarını seçemeyeceğini ancak kendi beklentilerini ve tepkilerini yönetebileceğini görmüştü. Dışarıyı değiştiremese bile, iç dünyasını düzenleyerek daha sağlam bir duruş geliştirmişti. Bu da onun hem mesleki hem de kişisel olarak güçlenmesini sağlamıştı. Rotayı kendisine çevirince daralan yüreğini huzura bırakmıştı…
“Rota Yeniden Hesaplanıyor” için bir yanıt
-
Selamlar
Yazıda en etkilendiğim cümle “kendi alanlarında hareket etmekte zorlanıyorlardı”
O kadar çok şeyi anlatıyor ki….
İlişkilerde dengelerin bozulmasının altında yatan gizemi farkettirdi. Çoğu çatışmaların olma sebebi başkasının alanında iyi niyetli var olmaya çalışmamız sanırım. Karşı tarafı ne kadar boğduğumuzun zorladığımızın farkında bile olmuyoruz.Sınır her işin başında dengeye getirecek sistem…
Doğru sınırlar doğru tepkileri akabinde lezzetli ilişkileri kaçınılmaz yapıyor sanırım:)
Bir yanıt yazın