Murat, her zamanki gibi kendi kendine aynı cümleleri söyleyip duruyordu:” Ben bu şirketi göz bebeğim gibi büyütmüştüm halbuki…”
Gerçekten de o mu büyütmüştü? Peki ya sonra? Artık onu yoran sorumluluklarını adım adım kim devretmişti?
Sorumlulukla birlikte gittikçe daha fazla yetkiyi de paylaşınca rahatlamamış mıydı? Ama o sırada liderliği de
devrettiğini hiç fark etmemişti.
Murat, Manisa’nın küçük bir kasabasında doğmuştu. Memur bir ailenin çocuğu olduğu için şehir şehir gezmişti. Okul hayatı farklı şehirlerde geçmesine rağmen başarılı bir öğrenciydi.
Yumuşak huylu ve naifti. Kimseyle tartışmaya girmezdi. Gittiği şehirlerde en çok mimari yapılar ilgisini çekerdi. Çocukluğundan beri binaların ince detayları onda merak uyandırırdı:
“Ben büyüyünce iyi bir mimar olacağım. Tüm yapıları tek tek inceleyip en iyilerini yapacağım!” derdi.
Hedeflerin Gerçeğe Dönüşme Zamanı
Yıllar su gibi geçti. Murat’ın üniversite sınavına girme zamanı geldi. Çok çalıştı; çünkü bir hedefi vardı. Elinden geleni yaptı. Sonuç beklediği gibiydi. İstediği mimarlık bölümünü kazanmıştı. Sonunda hayallerine giden yola adım atmıştı.
Üniversitede başarısını sürdürdü ve okulu dereceyle bitirdi. Mezuniyet sonrası iş arayışına girdi. Kendi acemiliğinin farkında olarak, gelişeceğini düşündüğü firmalarda stajyer olarak çalıştı.
Son girdiği inşaat firması onu bırakmak istemedi ve kadrolu olarak devam etmesini teklif etti. Bu teklif onu çok
sevindirdi. Yedi yıl boyunca bu firmada çalıştı. Firma küçülme kararı alıp onu işten çıkarınca düşündü:
“Kendi işimi kursam mı?” Epey tecrübe edinmiş, bir miktar da para biriktirmişti.
Kendi İşyeri İçin Çabalamak
“Artık kendi işimi kurma zamanı! ” dedi. Yılların birikimiyle bir yıl içinde şirketini kurdu. Başlangıçta her şeyle kendisi ilgileniyordu. Tüm yetki ondaydı ve her detayı bizzat kontrol ediyordu. Çok yoruluyordu ama işler yürüyordu.
Zamanla işler büyüdü, şirket büyüdü. Murat artık yetişememeye başladı. Yorgunluk arttı, geceler uzadı. “İş yükünü paylaşacak, gerektiğinde danışılacak birileri lazım artık” diye düşündü. Güvendiği birkaç kişiyle çalışmaya başladı. Onlar işlerini iyi yapıyordu ve bu Murat’ın yükünü hafifletti. Ancak bu rahatlığa fazla hızlı alıştı. Yardımcıları bir şey sorduğunda:
“Siz bilirsiniz, siz karar verin ” diyordu.
Böylece yetki, yavaş yavaş el değiştirmeye başladı. Murat sorumluluk yükünü azaltırken aslında yetkilerini de devrettiğinin farkında değildi. Önce küçük şeylerde oldu: bir imza, bir toplantı, bir karar… Sonra kararlar tamamen onsuz alınmaya başladı. Murat zamanla şirkete uğramayı bile gereksiz görür olmuştu. Bu durum ona cazip geliyordu.
Sorumluluklarda Azalma
Şirketteki sorumlulukları azaldığı için sosyal hayatına daha fazla zaman ayırıyordu. İşe geç gelip erken ayrılabiliyordu. Uzun tatillere çıkabiliyordu. Oysa o arada birer birer yetkilerini de devrediyordu.
“Sen daha iyi bilirsin” diyordu.
“Bu konuda sen lidersin”
Bu cümleler onu rahatlatıyordu. Ama farkında olmadan liderliğini devrediyordu. Zamanla toplantılara daha az katıldı.
Şirkete gelmemeye başladı.
“Ben büyük resme bakmalıyım ” diyordu. Ama aslında büyük resmin dışında kalmaya başlamıştı. Bir gün ofise
geldiğinde, alınmış bir kararla karşılaştı. Karar doğruydu, mantıklıydı ama kimse ona sormamıştı.
Durdu… Düşündü…

“Zaten ben de böyle düşünürdüm,” dedi. Sadece imzasını attı. Bir karar daha elinden kaydı. Artık daha çok dinleyen, daha az konuşan birine dönüşmüştü. Kendi şirketinde, sadece onay veren biri gibiydi. İçinde bir huzursuzluk vardı.
“Ben bu şirketi göz bebeğim gibi büyütmüştüm halbuki…” Kime kızacağını bilemiyordu.
“Kimi işten çıkarsam her şey düzelir?” diye düşündü. Ama kızamadı.
Yeni Bir Başlangıç
Bir akşam ofiste tek başına kaldı. Masasındaki dosyalara baktı. Hiçbirinde kendi el yazısı yoktu. O an fark etti. Yetkisini kimse elinden almamıştı. Hepsini kendi vermişti. Sandalyeye yaslandı.
“Ben bu şirketi büyüttüm,” dedi.
“Ben bu şirketi göz bebeğim gibi büyütmüştüm…”
“İşler nasıl bu hale geldi?”
Ve fark etti.
“Adım adım bu hale geldi.” Yorulmuştum. Biraz işlerimi hafifletmek, sorumluluklarımı paylaşmak istedim. Sonra bu hoşuma gitti. Ve çalışanlarımın sorumluluklarını biraz daha arttırdım. Tabii yetkilerini de…
Sorumluluklarını azaltmak isterken tümüyle devretmişti. Sorumlulukla birlikte yetkilerini de devretmiş, böylece
zamanla liderliği kaybetmişti. Hava kararmıştı. Murat ofiste yalnızdı. Ama kararlıydı. Tekrar emek çekecek, şirketi için yorulacaktı. Dağıttığı sorumluluk ve yetkiyi yavaş yavaş geri alacaktı. Elbet paylaşabilir, yardım alabilirdi. Fakat kıvamı kaçırmadan. Liderliği tümüyle devretmeden.
“Hiçbir şey için geç değil” dedi. Yeniden başlıyoruz!”
Hayatın her alanında liderlik yapıyoruz.
Ama asıl soru şu:
Yetki verirken, liderliğimizi de fark etmeden bırakıyor muyuz?
Çünkü liderlik;
yön vermektir,
destek olmaktır,
ama asla tamamen geri çekilmek değildir.
Bir yanıt yazın