Derneğin kapısı her açıldığında aynı ses çıkardı; menteşeler hafifçe inlerdi. İçerideki uğultu bir anlığına kesilir, sonra kaldığı yerden devam ederdi. Berrin bu sesi çok severdi. Burada olan bitenin bir düzeni değil, bir ruhu olduğunu hatırlatırdı. İnsanlar kusurluydu, işler aksıyordu ancak niyet hep iyiydi.
Berrin yıllardır bu derneğin içindeydi. Kimi zaman koli taşımış, kimi zaman kayıt tutmuştu. Kimi zaman da sadece bir çay uzatıp birinin derdini dinlemişti. Ekibin içindeydi; onların temposunu, kırgınlıklarını, sessiz sevinçlerini yakından tanıyordu.
O gün, yönetim odasından çıktığında elindeki dosya her zamankinden ağır gelmişti. Alt ekibin başına geçmesi isteniyordu. Kelimeler nazikti, teklif resmiydi. Berrin’in zihni hızla geçmişe kaydı. Daha önce bu görevi yapan insanlar geldi aklına. İsimleri vardı, odaları vardı, yetkileri vardı… Ancak insanlar yoktu.

Merdivenlerden inerken kendi kendine sordu: “İyi bir lider olmak ne demek?”
Berrin’e göre liderlik, önce insanı görmekle başlıyordu. Önceki liderlerin en büyük eksiği buydu. Ekibi bir bütün olarak değil, bir liste gibi görmüşlerdi. Kim ne yapıyor, kim gecikti, kim hata yaptı? Ancak kim yorgundu, kim kırgındı? Ya da kim sessizce geri çekiliyordu? Bunları hiçbir zaman sormamışlardı.
Oysa Berrin biliyordu: İnsan görülmediğini hissettiğinde, elinden gelenin yarısını bile yapmak istemezdi.
İyi bir lider, ekibini daha iyiye taşımak istiyorsa önce onlarla aynı hizada durmalıydı. Yukarıdan bakarak değil, yan yana yürüyerek. Berrin, birlikte çalıştığı insanların güçlü yanlarını da zayıf noktalarını da ezbere bilirdi. Kimin kalabalıkta konuşamadığını, kimin eleştirildiğinde içine kapandığını bilirdi. Kimin sorumluluk aldığında parladığını da…
Liderlik, bu farklılıkları törpülemek değil, birbirine uyumlu hâle getirerek zenginleştirmekti.
Karar verme meselesi geldi sonra aklına. Önceki liderler çoğu zaman masanın arkasında karar almıştı. Kapılar kapalıyken, ekipten uzak. Sonra bu kararlar birer talimat olarak aşağıya inmişti. Sonuç hep aynı olmuştu: isteksizlik, mesafe, soğukluk. Oysa ekibin lehine karar vermek, sadece doğru olanı seçmek değildi. İnsanların hayatına nasıl dokunacağını hesaba katmaktı. Bir toplantının, bir vardiyanın, bir görev değişikliğinin birinin gününü nasıl etkileyeceğini düşünmekti. Yani bunu güzellikle, sevdirerek yaptırabilmekti.

Berrin için sorumluluk, “Ben böyle uygun gördüm” demek değil; “Bu kararı birlikte nasıl taşırız?” diye sorabilmekti.
Bir de “iyi bir lider eksiklikleri görüp kapatmalı!” diye düşündü. Dernekte de eksik hiç bitmezdi. Ancak asıl sorun, bu eksiklerin hep birilerine yüklenmesiydi. Önceki liderler, hatayı birinin üstüne bırakır, mesafeyi korurdu. İnsan ilişkileri tam da burada kopardı.
Berrin, eksikleri gidermenin önce doğru bir iletişimle mümkün olduğunu biliyordu. Kim nerede zorlanıyor, neden aksıyor, nasıl destek olunabilir… Bunları konuşmadan, hiçbir sorun gerçekten çözülmezdi.
Berrin’in hafızasında başka sahneler de vardı: Unvanı aldıktan sonra değişen insanlar, ses tonları sertleşenler. Hatta bakışları uzaklaşan, artık ekibin arasında değil, karşısında duran liderler…
Kibir, bir anda ortaya çıkmazdı. Önce dinlememekle başlar sonra söz kesmekle devam ederdi. En sonunda da “Ben bilirim” cümlesi yerleşirdi ortama. İnsanlar fikir söylemeyi bırakır, sadece verilen işi yapardı. İlişki, görev tanımına doğru indirgenirdi.
Emir verme isteği de buradan doğardı. Konuşmak yerine buyurmak, anlatmak yerine dayatmak… Bu tarz liderlikte ilişki yoktu; sadece isteği vardı. Bu, insan bağını hızla çürütürdü.
En yıkıcı olan ise duygusal kararların insan ilişkilerini zedelemesiydi. Birinin gözden düşmesi, bir başkasının kayırılması… Ekip bunu hemen hissederdi. Güven sessizce dağılır, kimse açıkça söylemese de herkes geri çekilirdi.
Unvan vardı, bir isme sahip olmak vardı ancak bağ yoktu. Yetki vardı ancak sorumluluk yoktu.
Akşam olduğunda dernek neredeyse boşalmıştı. Berrin, ışıkları kapatmadan önce masalara baktı. Gün boyu temas edilen, konuşulan, tartışılan o masalara. Bir liderin yeri orasıydı aslında, insanların arasında. Berrin, liderliğin insan ilişkilerinden bağımsız olamayacağını fark etmişti.
Unvan, ilişkiyi koparıyorsa bir anlamı yoktu. Ancak sorumluluk, insanı merkeze alıyorsa; işte orada gerçek liderlik başlıyordu. Kendi kendine gülümsedi, hâlâ korkuları vardı. Hâlâ “yapabilir miyim” diyordu ancak şunu biliyordu:
İyi lider, insanlarla bağ kurabilen; iyi ekip ise bu bağ sayesinde ayakta kalandı. Ve liderlik, en başta bir ilişki meselesiydi…
“Liderlik Unvanla mı Başlar, İnsanla mı?” için 6 yanıt
-
Ne güzel anlatmışsınız liderin özelliklerini. Okurken “evet ya ne kadar doğru” diye diye ilerledim. Lider, insanları peşinden sürükleyen değil; onlara yol açan kişidir.
Kişilerin potansiyellerini açığa çıkarandır. Bu güzel anlatım için yürekten kutluyorum.🙏🏼🌸🌸🌸 -
Şöyle bir dönemde insanın liderlikle ilgili tüm zannettiklerini değiştirebilecek bir yazı olmuş. Ben de faydalanmış oldum. Emeğinize sağlık 🙂
-
“Konuşmak yerine buyurmak anlatmak yerine dayatmak” günümüz yetkileri olanların baz aldığı anlayış😣
Ekibin başında bu olunca bir olmak bütün olmak zorlaşıyor. Bir amaç doğrultusunda hareket etmek hayal oluyor. Baştaki lider dahil ekibin her biri bireysel çıkarlar için iş yapar hale geliyor. Bu liderlikte ekip ya korktuğu için ya da yaptırımlardan kurtulmak için anlamak yerine yanlış da olsa söylenenlere boyun eğer oluyor.
Yazıda anlatılan lider için ise ekip bir amaçla toplanır. Lideri kırmaktan ve üzmekten korkarlar. 10 kişilik ekip bir vücut olacaksa bu liderle olur🥰 -
Lider dengeleyen kişidir.Günümüzde dengeler karışabiliyor:) iyi bir ekip varsa orada iyi bir lider var demektir.
-
İyi bir lider; ben bunu uygun gördüm değil, birlikte nasıl yapabiliriz? Diyen kişidir. Birlik olup ekibin içinde var olan kişidir, kendini ayrı tutan değil…
Çok güzel yazılmış bir yazı.
Gerçek lider ile şuan olan liderler arasında düşündürücü bir yazı olmuş. -
Günümüzde insana liderlik verildiğinde olması gerekenin araya mesafe koymak, görev dağılımı yapmak ve grubundakilerin fazla sorgulanmasını izin vermemek vardı. Oysa ki öyle olmadığı ne olması gerektiği güzel kaleminiz ifade etmişsiniz🥰
Bir yanıt yazın