Gecenin sessizliği, çalan telefonla ansızın bozuldu. Dilek, uykulu gözlerle telefonu açtı. Arayan, yan dairedeki eltisi Selda’ydı. Sesi titriyor, nefesi kesiliyordu. Güçlükle; “Tevfik dayımı kaybettik.” diyebildi. Haberi Fahri yerine Dilek’e vermişti. Dilek, eşini usulca uyandırdı. Acı haberi, sakin bir sesle paylaştı. Eşi, hemen annesini aradı. Dayısı, ani kalp krizi geçirmişti. Geride iki çocuk bırakmıştı. Aile, hemen köye gitmeye hazırlandı.
Fahri’nin ağabeyi Özer, sorumluluğu hemen üstlendi. Dayısının kızını hemen aradı. “Akrabaları ben götüreceğim.” dedi. “Sen diğer işlerle ilgilen.” diye ekledi. Kararı, fazla düşünmeden vermişti. Servis aracına şoför bulamamıştı. Buna rağmen herkese güven vermişti. Gerçek liderlik, güven vermekle başlamazdı. Güveni, sürdürebilmek daha önemliydi.
Zorlu Bir Organizasyon
Özer, gün boyunca akrabaları aradı. Akşam saatini herkese bildirdi. Fakat şoför sorununu çözemedi. Çözemediği sorunun acısını insanlardan çıkarmaya başladı. Telefonları peş peşe açıyordu. “Hadi neredesiniz?” diye söyleniyordu. “Beklemeden giderim.” diyerek baskı kuruyordu. Aslında kimse geç kalmıyordu. Yolcular, söylenen saate hazırlanıyordu. Birisi böreğini fırına vermişti. Birisi annesiyle vedalaşıyordu. Birisi işten izin almıştı. Birisi üstünü değiştirememişti. Çoğu, üzerine düşeni yapıyordu. Özer ise bunları göremiyordu. Kendi kaygısını, herkesin sorunu sanıyordu. Trafiğe kalmaktan korkuyordu. Annesini yalnız bırakmaktan çekiniyordu. Kaygısı büyüdükçe, iletişimi zayıflıyordu.
Liderlik, sadece direksiyon tutmak değildir. İnsanların duygularını da taşımaktır. Özer ise yalnızca yetişmeyi düşünüyordu. Yolcuları, yol arkadaşı göremiyordu. Onları, yetişmesi gereken yük sayıyordu. Bu yüzden ortam giderek gerildi.
Saat yaklaşırken herkes bahçede toplandı. Dokuz kişi, erkenden hazır bekliyordu. Sadece Fahri’nin işleri bitmemişti. Saçını kurutuyor, bavulunu hazırlıyordu. Özer, onu da sıkıştırdı. Fahri ise telaşa kapılmadı. Ağabeyine sert karşılık vermedi. Sessizce hazırlığını tamamladı. Yolculuk, nihayet başladı.

Telaşlı Başlayan Yolculuk
Bahçeden çıkar çıkmaz Özer konuştu. “Herkes eşyasını aldı mı? Tuvalete giden oldu mu? Bir şey unutanı beklemem…” diye sıraladı. Yolcular, telaşla çantalarını kontrol etti. Sessizliği, Fahri bozdu. “Cüzdanımı evde unuttum. Bu acelede unutmam normal tabii.” dedi. Özer, tek kelime etmedi. Direksiyonu, yeniden eve çevirdi. Bir saatlik yol, boşa gitmişti. Fırındaki börek yarım kalmıştı. Vedalaşmalar yarım kalmıştı. Hazırlıklar yarım kalmıştı. Acele, kimseyi erkene ulaştırmamıştı…
Yolculuk yeniden başladı. Yolcular, sohbet etmeye çalışıyordu. Özer ise rahatlayamıyordu. Bir yandan telefonla görüşüyordu, bir yandan araç kullanıyordu. Şoför aramayı sürdürüyordu. Dikkati sürekli bölünüyordu. Çukurlara sert giriyordu. Ani frenler yapıyordu. Gereksiz manevralar gerçekleştiriyordu. Arkadakiler, huzursuz olmaya başlamıştı.
Olaylara Dışarıdan Bakabilen Bir Göz
Fahri, durumu sessizce izliyordu. Sonunda, “Abi istersen kullanayım.” dedi. Özer, teklifi kabul etmedi. Çünkü kontrolü bırakmak istemiyordu. Oysa iyi lider, gerektiğinde sorumluluk paylaşabilirdi. Özer ise her yükü, tek başına taşımaya çalışıyordu. Bu tercih, hem kendisini yoruyordu hem çevresini tüketiyordu.
Altı saat sonunda yolcular bunaldı. Su isteyenler çoğalmaya başladı. Küçük homurdanmalar yükseldi. Özer, uzun süre duymamazlıktan geldi. Sonunda bir benzinlikte durdu. Teyze kızı sessizce konuştu. “Beş dakika hava alalım.” dedi. Özer hemen karşılık verdi. “Vaktimiz yok.” dedi. “Havanızı köyde alırsınız.” diye ekledi. O an, yolcuların yüzleri değişti. Kimse tartışmak istemedi. Fakat kimse mutlu değildi.
Özer araçtan uzaklaşınca Fahri arkaya baktı. Yüzlerdeki yorgunluğu dikkatle inceledi. İnsanların suskunluğu, her şeyi anlatıyordu. Dönen ağabeyini bekledi. Sonra sessizce direksiyona geçti. Özer, hiçbir itiraz etmedi. Arka koltuğa geçti. Yolcuların arasına oturdu.

Yolculuk yeniden başlıyor…
Fahri, aracı sakin şekilde ilerletti. İlk dinlenme tesisinde hemen durdu. Yolcular, rahatça araçtan indi. Herkes, ihtiyaçlarını huzurla giderdi. Çaylar içildi, nefesler tazelendi. O sırada Özer, şoför sorununu çözdü. Yüzündeki gerginlik yavaşça kayboldu. Fahri, ağabeyinin yanına yürüdü. Omzuna dostça elini koydu. “Abi, seni çok iyi anlıyorum.” dedi. “Annenin yanında olmak istiyorsun. Ama telaş bizi hızlandırmaz. Şoförü de ayarladın. Şimdi biraz dinlen. Yolcuları bana bırak.” dedi. Özer, ilk kez sessizce gülümsedi. Yolculuk yeniden başladı. Araç artık daha dengeli ilerliyordu. Gerektiğinde kısa molalar veriliyordu. Yolcular yeniden sohbet ediyordu. Yolun gerginliği yavaşça dağılıyordu.
Gün ağarırken köye ulaştılar. Cenaze, öğle namazında kaldırıldı. Özer, annesinin yanında duruyordu. Son görevini huzurla yerine getirdi. Yengesi sessizce yanına yaklaştı. “Dayın da senin gibiydi. Hep telaş ederdi.” dedi. Sonra gözlerinin içine baktı. “Hayat bu kadar aceleye değer mi?”
Bu sözler, Özer’i derinden etkiledi. Yol boyunca yaşananları düşündü. Yarım kalan vedaları hatırladı. Fırındaki böreği hatırladı. Unutulan cüzdanı hatırladı. Yolcuların sessizliğini hatırladı. Fahri’nin sakinliğini hatırladı. O an önemli gerçeği fark etti. Yolculuğu zorlaştıran yol değildi. Onu zorlaştıran kendi telaşıydı…
Aradan tam bir yıl geçti. Aynı köye yeniden gidiliyordu. Yol aynıydı. Araç aynıydı. Yolcular yine aynıydı. Şoför de yine Özer’di. Ancak direksiyon başındaki insan değişmişti. Kimseyi acele ettirmiyordu. Yolcuları dikkatle dinliyordu. İhtiyaç oldukça mola veriyordu. Yol boyunca huzur hâkimdi. Özer artık yalnızca aracı kullanmıyordu. İnsanları da güvenle yönlendiriyordu. Çünkü gerçek liderlik, herkesten önce varmak değil; birlikte huzurla varabilmekti…
“Puslu Yolculuk” için bir yanıt
-
“O an önemli gerçeği fark etti. Yolculuğu zorlaştıran yol değildi. Onu zorlaştıran kendi telaşıydı…”
Özerin hikayesi; gerçek bir yolculukta yaşanan küçük kareler büyük derslere sebep oldu.
Aklıma aynı pencereden başka yolculuklar geldi. İnsanın kendiyle ilgili dönüşüm yolculuğu…yada ilişkilerindeki yol…Ev halkı, iş yeri,komşular, müşteriler ve arkadaşlar…Her birine olan yolculuklarımız.Tüm bu yollarda canımızı sıkan bir durumla karşılaşınca yoldakini ya da yolu suçlarız. İşte tam da buradaki farkındalığa ışık tutan söz…
Yolculuğu zorlaştıran yol değil, kişinin yanlış tepkileriymiş…
O zaman geriye doğru tepkiyi bulmak kalıyor:)
Bir yanıt yazın