Kayhan bey nihayet işinde hayalini kurduğu yere gelebilmişti. Bu noktaya büyük emekler vererek geldiğini düşünüyordu. En büyük destekçisi ise çalışanlarından Hakan’dı. Birçok zor durumdan onun kıvrak zekâsı sayesinde çıkabilmişlerdi. Artık patron çalışandan çok arkadaş gibi olmuşlardı. Fakat son günlerde araları açılmaya başladı. Hakan, maaşına çok fazla zam istiyor, Kayhan Bey bunu fazla buluyordu. Bu miktar neredeyse şirketin aylık gelirinin yarısına denk geliyordu. Kayhan bey biraz mahcup, biraz çaresiz bakışlarla ne cevap vereceğini bilemez bir haldeydi.
Bu kadarı beklemediği bir davranıştı. Hayal kırıklığına uğramışlığın verdiği düşük bir ses tonuyla konuştu:
– İstediğin miktar benim için çok fazla.
– Hayır fazla değil, neredeyse her işi ben idare ediyorum.
– Evet, bunu inkâr edemem ama yani… Ve sustu.
– Yoksa ayrılmak zorundayım, dedi Hakan.
Bir kez daha şaşırdı Kayhan Bey. Bu kadarını beklemiyordu. Bir taraftan da o olmadan işlerin yürümeyeceğini düşünüyordu. Yine onun isteğine evet demek zorundaydı. Çünkü Hakan onun hem eli ayağı hem de arkadaşıydı. Aslında bu hep böyle olmuştu. Kayhan Bey her zaman ona karşı müsamahalı, yanlışı olsa bile toleranslı davranıyordu. Hakan’ın isteğini doğru olmasa da kabul ediyordu. Başka çaresi olmadığı düşüncesiyle aynı şeyi yapmak zorundaydı.
Ticaretinde yaşadığı bazı kayıpların Hakan’dan kaynaklandığı ile ilgili kulağına haberler de geliyordu ama bunları kulak ardı ediyordu. Bu yaklaşımıyla çalışanı karşısında kendisini zayıf düşürmüştü. Bunun farkında olsa da ondan vazgeçemiyordu. Aralarındaki ilişki verilen tavizlerle bozulmaya başlamıştı. Hakan’ın şartlarını kabul etti ama yavaş yavaş otoritesini kaybettiğini de hissediyordu. Kayhan bey şirketin patronuydu ama aslında otorite onda değildi.

Son zamanlarda işler daha bozulunca Kayhan Bey kendi kendine şu soruları sordu ;
Bir yönetici otoritesini kaybederse o şirketi nasıl ileri taşıyabilirdi?
Beraberindekilerini sorumluluklarını yerine getirmeye yönlendirebilir mi?
Otorite gerçekte nedir?
Otorite sahibi olanın yön verebilme gücü olmalıdır. Kayhan Bey, bunu tam olarak nasıl yapacağını bilmiyordu aslında. Hedefe giderken çalışanlarına doğru bir yönlendirme bile yapamıyordu. Çünkü diğer çalışanları da Kayhan Bey’den çok Hakan’ın yönlendirmeleri ile hareket ediyorlardı. Hakan ara ara işleri aksatacak boyutta ihmalci davranıyordu. Bu durum bütün çalışanlara yansıyor otorite boşluğu oluyordu ama sonrasında bir şekilde toparlayarak oluşan sıkıntıları hallediyordu. Her seferinde Hakan’ın yetki alanı genişliyor sorumluluk kısmı azalıyordu.
Bu sefer işler düzeltilemeyecek ölçüde sarpa sarmıştı. Hakan’ın yaptığı bir anlaşma ile şirketin 15 yıllık ticareti yerle bir olmuştu. Çalışanların 2 aylık maaşları ve borçlanılarak verilmişti. Hakan ise şirketin kalan malları ile sırra kadem basmıştı.
Aslında sorunları çözüyor gibi davrandığı her yerde borçlanarak geçici çözümler bulmuştu. Kayhan bey kahrolmuş, yıkılmış bir haldeydi. “Kendi işini, kendi sorumluluğunu bir başkasına bırakırsan başka ne olabilir ki?” diyordu. Bir taraftan parmak uçlarıyla alnını ovuyordu. Kendi sorularını kendisi cevaplıyordu geçmişte yaptıklarının faturasını çok ağır ödüyordu. Onsuz yapamayacağını düşündüğü için yaşadığı kaygılar ticaretinde büyük kayıplar getirmişti. O olmazsa işleri yapacak bir marifeti olmadığını düşünmüştü. Güya fabrikada liderdi ama hep karşıya borçlu gibiydi. Vazgeçemediği kişi onu kendisine muhtaç hale getirmişti. Bu raddeye gelen işlerin temelindeki sorunKayhan beyin denetlemedeki zayıflığıydı.
Oysa bir liderin yüksek bir denetimi olması gerekmez miydi?
Problemleriişaret eden verileri doğru okuyabilmek, bir liderin olmazsa olmazıydı. Kayhan bey bunları anladığında elinde kaybedilmiş 15 sene, aldatılmış bir arkadaşlık, şimdi ne yapacağını bilemez bir çaresizlik kalmıştı.

Tekrar ayağa nasıl kalkabilirdi? Bunun için ne gerekirdi? Başka bir çalışan mı? Başka bir Kayhan mı? Her şeye baştan başlayıp yaşadıklarından deneyim çıkarıp yola lider Kayhan olarak çıkma vaktiydi…
“Yeniden Doğuş” için bir yanıt
-
Yazı okurken harika bir şey farkettirdi…Zannetiklerimiz ile doğru tepkilerin arası açıldığında sanırım zarar kaçınılmaz oluyor.
Kaanın da yanıldığı nokta buydu. Bu sanmaları Hakanın yetki sınırlarını genişletmesinin anahtarı olmuş. Ana mesele baştaki giriş kapısımdaki zannettiklerimizde galiba…Çünkü sonraki tepkilerimiz buna göre şekilleniyor.
O zaman sanırım işe, geri dönüp işin doğrusunu bularak başlamalıyız. Kazağı sökmek için ilk ilmeği bulmak ve çekmek gibi… sonraki ipler çorap söküğü gibi akıyor.
Bir yanıt yazın